“Ahmet Paşa Kerem kasidesini neden yazdı” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Fahriye Kaside Nedir? Bir Günlüğün Sayfalarına Sızan Eski Bir Kelime
Bazı kelimeler vardır, bir kitapta karşına çıkar ama hayatına dokunur. Sonra o kelimeyi unutamazsın. Sanki bir şey eksik kalmış gibi… İçinde garip bir boşluk bırakır. “Fahriye kaside nedir?” sorusu da benim için tam olarak böyle başladı.
Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı yıllar oldu sanıyordum ama meğer sadece sayfalarımı değiştirmişim. Eskiden defterlere yazardım, şimdi zihnimin içinde cümleler birikiyor. Ve bazı günler, o cümleler dayanılmaz bir ağırlığa dönüşüyor.
Bir Kütüphane Rafında Başlayan Hikâye
Her şey, üniversitenin kütüphanesinde başladı. Soğuk bir kış günüydü. Camın kenarına oturmuş, dışarıda yağan karı izliyordum. Ders çalışmam gerekiyordu ama aklım başka yerlerdeydi. Kitapların arasında kaybolmayı severim, çünkü orada kimse senden bir şey beklemez.
Elime eski bir edebiyat kitabı geçti. Sayfaları sararmış, kenarları yumuşamıştı. İçinde “kaside türleri” anlatılıyordu. Bir satır dikkatimi çekti: “Fahriye kaside, şairin kendini övdüğü kaside türüdür.”
O an durdum.
Kendi kendime fısıldadım: “İnsan kendini neden över ki?”
İçimde garip bir huzursuzluk başladı. Sanki o cümle sadece bir tanım değilmiş gibi… Bana da dokunmuş gibiydi.
Fahriye Kaside Nedir? İlk Çarpışma
Kitapta yazan tanım çok netti aslında: Fahriye kaside nedir sorusunun cevabı, şairin kendi yeteneklerini, bilgeliğini ve sanat gücünü övdüğü kaside türüdür.
Ama bu açıklama bana yetmedi. Çünkü tanım soğuktu, ben ise içim yanan bir şey hissediyordum.
O an defterime şunu yazdım:
“İnsan kendini övüyorsa, aslında eksik bir yerini mi kapatıyordur?”
O soruyu yazarken bile içim sıkışmıştı.
Şehrin Sessizliği ve İç Sesim
Akşam olduğunda kampüsten çıktım. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarptı. Kulaklıklarımda eski bir şarkı çalıyordu ama duymuyordum bile. Kafamın içinde iki ses vardı.
Biri diyordu ki: “Bu sadece edebiyat, fazla düşünüyorsun.”
Diğeri ise fısıldıyordu: “Belki de insanlar kendilerini anlatamadıkları için kaside yazıyordu.”
İçimdeki duygusal taraf daha baskındı o gün. Çünkü son zamanlarda kendimi de anlatamıyordum kimseye. Ne hissettiğimi söylediğimde yanlış anlaşılıyordum, sustuğumda ise içimde bir şeyler büyüyordu.
O yüzden “Fahriye kaside nedir?” sorusu bana sadece bir edebi tür gibi gelmedi. Sanki insanın kendini anlatma çığlığıydı.
Bir Arkadaş Sohbetinde Kırılan Anlam
O hafta sonu bir kafede arkadaşımla buluştum. O daha rahattı, ben ise dalgındım. Kitabı masaya koydum.
“Biliyor musun,” dedim, “Fahriye kaside diye bir şey varmış. Şair kendini övüyormuş.”
Güldü.
“İnsan neden kendini över ki?” dedi.
O cümle beni bir kez daha vurdu.
Çünkü ben de son zamanlarda kendimi anlatmaya çalışıyordum ama hep yarım kalıyordum. Belki de herkes gibi.
Kafede bir süre sessizlik oldu. Dışarıda insanlar yürüyordu. Cam buğulanmıştı. O buğunun arkasında dünya biraz daha uzak görünüyordu.
İçimden geçirdim: “Belki de fahriye kaside, insanın kendini duyurma çabasıdır.”
Ama bunu söylemedim.
Fahriye Kaside Nedir? İçimdeki Karşılığı
Sonra eve döndüm. O gece uyuyamadım. Defteri açtım ve yazmaya başladım.
Fahriye kaside nedir diye tekrar düşündüm. Bu kez kitap gibi değil, insan gibi düşündüm.
Şair kendini överken aslında ne yapıyordu?
Belki de şöyle bir şeydi:
Bir insan düşün… Uzun zamandır görülmüyor. Anlatacak çok şeyi var ama kimse dinlemiyor. Sonra kelimeler birikiyor, büyüyor, taşmaya başlıyor. Ve o insan, kendini anlatmaya başlıyor. Hem de abartarak, büyüterek, bazen kırılarak.
Belki fahriye kaside buydu.
Bir çığlık.
Ama süslenmiş bir çığlık.
Geçmişle Bugün Arasında Kalan Bir His
Bir gün ders çıkışı eski mahalleme gittim. Çocukluğumun geçtiği sokaklara. Duvarlar daha kısa geliyordu artık. İnsan büyüdükçe sokaklar küçülüyor gibi hissediyor.
Bir banka oturdum.
Telefonuma baktım ama kimseye yazmak istemedim. Çünkü anlatacak bir şeyim yokmuş gibi hissediyordum ama aslında içim doluydu.
O an düşündüm:
“Eğer bir şair bugün yaşasaydı, kendini nasıl överdi?”
Belki de sosyal medyada. Belki de uzun metinlerle. Belki de kimsenin okumayacağı cümlelerle.
Ama öz aynı kalırdı.
Fahriye kaside nedir sorusunun özü değişmezdi: Kendini anlatma isteği.
İçimdeki Çatışma
Bazı geceler içimde iki kişi konuşuyor gibi oluyor.
Biri daha sert:
“Abartıyorsun. Bu sadece edebiyat tarihi.”
Diğeri daha kırılgan:
“Hayır, bu insanın kendini duyurma ihtiyacı.”
Ve ben ikisinin arasında kalıyorum.
O gün defterime şunu yazdım:
“Eğer kendimi anlatmazsam, kim olduğumu nasıl bileceğim?”
O cümleyi yazdıktan sonra uzun süre kalemi elimden bırakamadım.
Bir Kelimenin Bende Açtığı Kapı
Zaman geçtikçe “Fahriye kaside nedir?” sorusu bende sadece bir bilgi olmadı. Bir his haline geldi.
Şairin kendini övmesi artık bana kibir gibi gelmiyordu. Daha çok görünür olma isteği gibi geliyordu.
Çünkü insan bazen sadece “buradayım” demek ister.
Ne büyük bir başarı, ne de alkış…
Sadece görülmek.
Bunu fark ettiğimde içimde garip bir huzur oluştu.
Ama aynı zamanda hafif bir kırgınlık da vardı.
Çünkü ben de çoğu zaman görülmediğimi hissediyordum.
Son Bir Gece ve Sessiz Kabul
Gece geç saatte pencereyi açtım. Kayseri’nin soğuk havası odaya doldu. Şehir sessizdi.
Defteri son kez açtım.
Şunu yazdım:
“Fahriye kaside, insanın kendine dönüp ‘ben buradayım’ demesidir. Bazen yüksek sesle, bazen süslenmiş kelimelerle, bazen de kimsenin anlamadığı bir şekilde.”
Kalemi bıraktım.
O an içimdeki gerginlik azaldı.
Çünkü artık bir kelimeyi anlamaya çalışmıyordum. Onu hissediyordum.
Bir Kelimenin Bıraktığı İz
Bugün hâlâ “Fahriye kaside nedir?” diye sorulduğunda aklıma sadece bir edebiyat terimi gelmiyor.
Bir kütüphane geliyor.
Bir kafe masası.
Soğuk bir Kayseri akşamı.
Ve içimde konuşan iki ses.
Biri daha mantıklı, biri daha kırılgan.
Ama ikisi de aynı şeyi söylüyor aslında:
İnsan, kendini anlatmak ister.
Bazen bir kasideyle.
Bazen bir sessizlikle.
Buna da Göz Atın: Aday memurların yıllık izin hakları nelerdir ?