Yüzey Alanı Değişir mi?
Sabahın Sessizliği
Sabahın ilk ışıkları odama süzüldüğünde, ben hâlâ yatağımdaydım. Kayseri’nin sakin sokakları, daha yeni uyanmış gibi sessizdi. Pencereden bakarken yağmur sonrası nemli taşların parladığını gördüm ve kendi kendime düşündüm: “Yüzey alanı değişir mi?” Bu soru, mantıkla ölçülecek bir fizik problemi gibi geliyordu başta, ama benim kafamda çok daha fazlasını ifade ediyordu. İnsanlar değişir mi, hayat değişir mi, ben değişir miyim?
Günlüklerime yazmayı çok seviyorum. İçimde birikenleri kelimelere dökmek bana terapi gibi geliyor. Elimi kaleme attığımda bir anda gözlerim doluyor, bazen de gülümseyebiliyorum kendi halime. O sabah da öyleydi. Yüzey alanı değişir mi diye sorarken, aslında kendi sınırlarımı, duygularımı ölçmeye çalışıyordum.
Otobüs Yolculuğu
Okula gitmek için otobüse bindim. Pencereden dışarı bakarken yağmur sonrası gökyüzünün parlak gri tonlarını izledim. İnsanlar aceleyle işlerine, okullarına gidiyordu; bazıları telefonlarına gömülmüş, bazıları ise bana bakıyormuş gibi gülümsüyordu. İçimde bir tuhaflık vardı: hem heyecanlı hem de kırılgındım. Otobüsün içindeki insanları izlerken düşündüm; herkes kendi yüzey alanını mı yaşıyor? Dışarıdan görünenden daha fazlası gizli mi?
O anda aklıma bir kız geldi, sınıfta tanıştığım, gözlerinde hep bir merak ve biraz da üzüntü olan biri. Ona bakarken yüzey alanı değişir mi sorusunu düşündüm. İnsanlar birini sevdikçe, korktukça ya da kaybettikçe değişir mi? Benim için o kızın gülüşü, kalbimin yüzey alanını büyütüyordu adeta.
Kütüphanede Saatler
Öğleden sonra kütüphanedeydim. Masamın üzerinde defterler, kitaplar ve yarım kalmış bir kahve vardı. Sessizlik içinde yazarken, yüzey alanı değişir mi sorusu tekrar kafama düştü. Kitapların sayfaları arasında kaybolmuşken fark ettim ki, değişim sadece fiziksel bir olgu değilmiş. Hisler, anılar, umutlar… Hepsi birer yüzey alanı gibiymiş; genişleyebiliyor, daralabiliyormuş.
O gün defterime yazdığım kelimeler, geçmişten gelen bir hayal kırıklığını ve geleceğe dair küçük bir umudu aynı anda taşıyordu. Kalemim titredi, gözlerim doldu; ama gülümsemeden de edemedim. Duygularımın yüzey alanı, zamanla ve deneyimle büyüyordu.
Akşamüstü Sokaklar
Kütüphaneden çıkıp eve yürüdüm. Kayseri’nin taş sokakları, akşam güneşinin turuncu ışıklarıyla parlıyordu. İnsanlar hâlâ işlerinden dönüyor, bazıları parkta oturuyor, bazıları evlerine koşuyordu. Ben ise yürürken kendi düşüncelerime dalmıştım. Yüzey alanı değişir mi sorusu, artık bir fizik sorusu olmaktan çıkmıştı; bir hayat sorusuna dönüşmüştü.
O gün karşılaştığım bir çocuğun elindeki balon dikkatimi çekti. Balon, rüzgarla hafifçe savruluyor, sanki kendi alanını genişletiyordu. İçimden gülümseyerek, “İşte bu, yüzey alanı işte,” dedim kendi kendime. Hepimiz böyleyiz; büyüyor, küçülüyoruz, çatlıyor ve yeniden şekil alıyoruz.
Gece ve Düşünceler
Evime vardığımda gecenin sessizliğiyle baş başa kaldım. Yatağıma uzanıp defterimi açtım ve o günün tüm hislerini yazdım. Hayal kırıklığı, heyecan, umut… Her biri kendi yüzey alanını genişletiyor gibiydi.
O an anladım ki yüzey alanı sadece bir matematiksel kavram değil, bir insanın iç dünyasının ölçüsüydü. Ne kadar çok deneyim, ne kadar çok duygu biriktirirsen, alanın o kadar genişliyordu. Ve bu alan, başkalarına açtığın kadar büyüyordu.
Son Söz
Yüzey alanı değişir mi? Evet, değişiyor. Duygularla, yaşanmışlıklarla, umutlarla… Ben de değişiyorum, sen de değişiyorsun. Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, otobüslerde insanları izlerken, kütüphanelerde yazarken ve gecenin sessizliğinde düşünürken fark ettim: her birimiz kendi yüzey alanımızı yaratıyoruz, büyütüyoruz ve bazen küçültüyoruz.
Hayat işte böyle, sürekli değişimle dolu. Ve bu değişimi fark etmek, hissetmek, yazmak… Belki de insan olmanın en güzel yanı bu.